ÖzgeçmişÇalışmalarÖdüllerFavori LinklerBiographyHome

YİRMİNCİ YÜZYILDA KARİKATÜR *

Atila ÖZER

KARİKATÜR, hem Türkiye’de, hem de gelişmiş batı ülkelerinde gerçek anlamını 20.yy.da bulmuş ve bir sanat olarak kendini kabul ettirmiştir.

Karikatür; toplumun sürekli nabzını tutan, toplumsal olayları yakından izleyen bir sanat dalıdır. Bu özelliği onu diğer sanatların yanında bir adım öne çıkarmakta, bu özelliği sayesinde her zaman izlenir olma avantajını taşımak-tadır.

Karikatür sanatı, başlangıcından günümüze kadar elbette çeşitli aşama-lardan geçmiştir. Bu sanatı uygulayanlar kendi düşünce ve görüşlerinin paralelinde çizimler yapmışlar, izleyenlerin de bunlardan etkilenmesini istemişlerdir.

Karikatürcü olayların, politikaların, toplumsal düzenin kendi görüş ve düşüncelerine uygun olmasını, ya da savundukları ilkeler içerisinde gelişmesini istemişlerdir. Bu nedenle ilerici, çağdaş, aydın, olumlu gelişmeyi savunan ve bu yönde karikatür çizenler olduğu gibi, bunun tersi gerici, yobaz düşünceleri benimseyen karikatürcüler de olmuştur.

Karikatürü sadece güldürmek için, eğlence aracı olması için çizenler olmuştur. (Öyle sanıyorum ki bunlar her zaman olacaktır.)

Karikatürü bir uyarıcı araç olarak gören, izleyiciyi şaşırtmak, şoke etmek bunu yaparken onu düşündürmeye sevketmek için çizen karikatürcüler de olmuştur.

Toplumsal ortamda yaşanan ama ayrıntılar ve karmaşa içinde eriyip giden görüntüleri öne çıkararak, o görüntüyü sanata dönüştürenler de olmuştur.

Karikatürcü aynen bir kaşif gibi, buluşlar yapmak için uğraşan kişidir. Üretkendir. Tüm dünyada karikatürcüler her gün binlerce karikatür çizmiş, bir o kadarını da çöp sepetine atmışlardır.

Karikatür 20. yy.da tam anlamıyla bir iletişim aracı olmuştur. Bazı karikatürcüler saldırganlığa varan yergileri ve gülünçlükleri dobra dobra ifade eden bir anlayışı benimsemiş, bazıları da ince bir dokundurmayı, hedef aldığı kişi ya da kurumu yerden yere vurmadan dolaylı bir eleştiri yöntemini seçmişlerdir.

Bazı karikatürcüler çizgilerinde yalın, ayrıntısız bir sadeliği önemsemiş, bazıları da süsleme ögelerini, bir çizgi araştırmasının ötesine geçerek biçeme (üsluba) dönüştürmüşlerdir.

20. yy.da çizdiklerinden dolayı ödüllendirilen karikatürcülerin yanında, birilerini rahatsız eden çizgiler yüzünden cezaevinde yatan karikatürcüler de olmuştur.

Bu genel çerçeve hem Türkiye’de hem de diğer ülkelerde görülmekte iken ülkemizde yaşanan bazı gelişmeleri de kısaca belirtmek gerekmektedir.

Birinci önemli gelişme:
Türk toplumunun kaderini belirleyen Kurtuluş Savaşı sırasında ortaya çıkmıştır. Refik Halit Karay tarafından yayınlanan AYDEDE dergisi gerek yazılarıyla ve gerekse Rıfkı’nın çizdiği karikatürlerle Padişah tarafını tutmuş, Atatürk ve Ankara Hükümeti’ne karşı bir tavır sergilemiştir. Sedat Simavi’nin çıkardığı GÜLERYÜZ dergisi ise Aydede’yi yunanlılara satılmış olmakla suçlamış Atatürk’ün ülkeyi kurtaracağını savunmuştur. Herkesin bildiği gibi Kurtuluş Savaşı’nı başarıyla tamamlayan Atatürk ve arkadaşlarından korkan AYDEDE yazar ve karikatürcüleri, ülkeyi terketmek zorunda kalmışlardır.

İkinci önemli gelişme:
1928 yılında Türkiye’de yapılan Harf Devrimi’dir. Harf Devrimi ile arap harfleri basın-yayın ortamından kalkmış yerine Latin Alfabesi kullanılmaya başlamıştır. Latin harflerle yayınlanan gazeteler birden bire okuyucularını yitirmiş, kapanma tehlikesi geçirmişlerdir. AKŞAM gazetesi yöneticileri Cemal Nadir adlı bir karikatürcüyü gazeteye çağırarak, görüntü zenginliği ile satışın düşmesini önleme kararı almışlar ve başarılı olan Cemal Nadir Güler’le günlük karikatür artık Türk gazetelerin vazgeçilmez ögesi olmuştur.

Üçüncü önemli gelişme:
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra etkisini hissettiren Saul STEINBERG’in yeni anlayışıdır. Turhan Selçuk, Steinberg’den etkilenerek sade ve geometrik çizgilerle yazısız karikatürü benimsemeye başlamış, bu anlayış bazı arkadaşları tarafından da kabul görmüştür. 1950 Kuşağı adıyla anılan karikatürcü grubu 41 Buçuk (1952), Tef (1954), Dolmuş (1956), Karikatür (1958) gibi dergilerde bu yeni anlayışı yaygınlaştırmışlardır. “Toplumculuk” tezini savunan 1950 Kuşağı karikatürcüleri, kurulu düzeni eleştirerek toplumun ezilen kesimlerinin, hatta ezildiklerinin farkında olmayan kaderci halkın savunuculuğunu yapmışlardır. Bu karikatürcüler “Aydın” olmanın bilinciyle iktidarla sürekli çatışma halinde olmuşlardır.

Dördüncü önemli gelişme:
1972 yılında yayınlanmaya başlayan “Gırgır” dergisi anlayışıdır. Türkiye’de köyden kente göçler yoğunlaşmış, köylü-kentli kültürü birbirine karışmış, bu kültür ile sanatsal yanı ağır basan yazısız karikatür anlayışı yeni nesle ağır gelmiştir. Ayrıca basındaki teknolojik gelişmelerden de payını alan Gırgır dergisi bir anda patlama yapmıştır. Arabesk anlayışın hakim olduğu, köşe dönmenin, kolayca zengin olma arayışlarının hız kazandığı, rantiye zenginlerinin ortaya çıktığı, tüm insanları tedirgin eden bir terör ortamının ardından kişilerin pasifize edilmesi karikatürcüyü de toplumsal konulardan uzaklaştırmış, her şeyi adeta gırgıra almaya itmiştir.

Türk Karikatürü bu dört önemli aşama ile yirminci yüzyılı geride bırakmıştır. Şimdi yeni arayışlara yönelen karikatürün nasıl bir gelişme göstereceği merakla beklenmektedir.

* 6. Ankara Uluslararası Karikatür Festivali Sempozyum Bildirisi, 5-9 Mayıs 2000 Ankara.