ÖzgeçmişÇalışmalarÖdüllerFavori LinklerBiographyHome

SİYASET ve KARİKATÜR *

Atila ÖZER

Siyaset; bir ülkeyi yönetmek, insana ve insanlığa hizmet etmek için iktidar gücünü ele geçirmek, bu gücü ele geçirdikten sonra da sürekli elde tutmak için uygulanan usül ve yöntemlerin toplamıdır.

Siyaset; Türkiye’de özellikle çok partili döneme geçildiğinde halkın isteklerinin çoğalması ile biçimlenmiştir. İmparatorlukta ve onu izleyen Cumhuriyetin ilk döneminde tüm reform çabaları, üst yönetimden halka doğru gelmiş, halk yığınları siyasal isteklerini gerçekleştirmek için baskı yapma yollarını bulamamıştır. Halkın siyasal isteklerde bulunması çeşitli baskı grupları halinde değişik partilerde toplanmaya başlaması, çok partili döneme geçildiğinde (1945 ten sonra) gerçekleşmiştir. Siyasal partiler kitlelerin oylarını alabilmek için halka yanaşmış, halkın da siyasal davranışları, devletten istekleri buna parelel olarak canlanmıştır. O dönemdeki “Yeter Söz Milletindir!” sloganı tüm bu canlanmanın özetidir.

“Yeter Söz Milletindir!” diyerek büyük bir coşkuyla iktidara gelenler, sonradan demokrasinin tüm ilkelerini çiğneyip baskı rejimi uygulamaya başlayınca ilk askeri müdahale gelmiştir. Bu, siyasal iktidara yapılan ilk askeri müdahaledir. 1961 yılında yeni bir anayasa hazırlanır. Bu anayasanın en önemliözelliği, kitlesel örgütlenme haklarını getirmesidir.

Siyasetçiler bir süre sonra 1961 Anayasası’nın Türk halkına büyük geldiğini söylemeye başlarlar. Ardından 12 Mart 1971 Muhtırası gelir. Halkın susturulması, siyasete fazla bulaşmaması gibi anlayış ön plana çıkar. Halk fazla karışmayınca elbette yönetim de kolay olacaktır. Ancak bu uzun sürmez, suskun toplum kesimleri yeni bir lider bulurlar; dağlara taşlara “Karaoğlan” yazarlar. Karaoğlan; Bülent Ecevit’tir. Ecevit iktidara gelir. Sonra Kıbrıs’ta savaş rüzgarları eser. Koalisyon ortakları bu başarılı savaşı paylaşamazlar. Çekişmeler başlar. Yeni seçimler, terörizm ve derken 12 Eylül 1980 de askerler yeniden yönetime elkoyarlar. Herşey yeniden başlar. Eski siyasetçiler yasaklanır, yeni siyasetçiler aranır. Turgut Özal büyük bir sürpriz yaparak iktidar olur.

Liberal ekonomi düzenini getiren Özal döneminde ve ondan sonraki koalisyonlar döneminde geniş halk yığınları bu yeni ekonomi düzenine alışamadığı için büyük bir şaşkınlık içine girer. Sürekli olan enflasyon, az sayıdaki zengini daha zengin yaparken, büyük çoğunluk fakirleşir. Tüm bu sıkıntılı dönemlerde halkın karşısına çıkan siyasetçiler vatandaşa hep; “oyunuzu bize verin, sizi sıkıntıdan kurtaralım” derler. Ama sıkıntılar bir türlü bitmek bilmez.

Bu özetin özeti denilebilecek siyasal tarihçede, geniş halk kitlelerinin yanında olan karikatürcüler, yönetime talip olanları, iktidara geldiklerinde halk için neler gerçekleştirdiğini, ya da neler gerçekleştiremediğini sorgulama işini üstlenerek görevlerini başarılı şekilde sürdürmüşlerdir. 20. yüzyılın önemli bir bölümünde karikatürcülerin çizdikleri hemyönetenleri, hem de yönetilenleri etkilemiştir.

Siyasetçileri ve siyaseti eleştiren karikatürler, diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de cezalandırılmışlardır.

1949 yılında Mim Uykusuz’un çıkardığı karikatür albümü, yayınlandıktan 10 gün sonra toplattırılmıştır.

1950-1960 yılları arasında Ratip Tahir Burak’ın çizdiği karikatürler için 54 dava açılmış. Burak, bunların 53 ünden beraat etmiş, birinden ise 16 ay hapis cezasına mahkum olmuştur.

1955 yılında Halim Büyükbulut, Ulus gazetesinde yayınlanan bir karikatürü yüzünden 14 ay hapis cezasına çarptırılmıştır.

1956 yılında Ferruh Doğan’ın “Asrileşen Köy” albümü mahkeme kararıyla toplattırılmıştır.

1960 yılında Ali Ulvi Ersoy’un “Uçtu uçtu” adını verdiği karikatürü yüzünden Cumhuriyet gazetesinin yayını durdurulmuştur.

1982 yılında Gırgır dergisi bir kapak karikatürü yüzünden 1 ay kapatma cezası almıştır.

Yakın geçmişte Ertan Aydın; bir karikatürü yüzünden 10 ay, bir başka karikatürü yüzünden 11 ay, Ahmet Erkanlı da bir karikatürü nedeniyle 10 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Leman dergisinde yayınlanan bir karikatür için Yazı İşleri Müdürü’ne 3.5 ay hapis cezası verilmiştir.

Değerlendirme ve tepkiler elbette hep cezalandırma şeklinde olmamıştır. Madalyonun bir de öbür yüzü vardır. Genç yaşta ölen döneminin en önemli karikatürcüsü Cemal Nadir Güler’in cenaze törenine adeta bir insan seli katılmış, gözyaşları dökülmüş, esnaf dükkanlarını kapatarak ona sevgi ve saygısını göstermiştir (1947).

Bir karikatürü yüzünden 16 ay hapis yatan Ratip Tahir Burak, 1960 Devrimi’nden sonra Kurucu Meclis üyeliğine çağrılmış, 1961 yılında milletvekili seçilmiştir.

1956 yılında kitapları toplatılan Ferruh Doğan, 1974 yılında “Yılın Karikatürcüsü” seçilmiş, yine Ferruh Doğan 2000 yılında ölünce cenazesinde pekçok kişi gözyaşı dökmüştür.

Bir karikatür yüzünden bir ay kapatılan Gırgır dergisi aynı yıl Çağdaş Gazeteciler Derneği tarafından “Onur Ödülü”ne değer bulunmuştur.

Turhan Selçuk’a Cumhuriyet Üniversitesi ve Anadolu Üniversitesi tarafından “Onursal Doktora” verilmiştir.

1992 yılında Kültür Bakanlığı, Karikatürcüler Derneği’ne “Kültür ve Sanat Büyük Ödülü”nü vermiştir.

İstanbul’da bir sokağa “Cemal Nadir”, bir parka “Altan Erbulak” adı verilmiştir.

Tüm bunlar karikatür, karikatürcü ve siyaset ilişkisini ortaya koyan önemli göstergelerdir.

Ancak son yıllarda karikatür dünyasında önemli değişiklikler gözlenmek-tedir. Acaba basın teknolojisine bağımlı olan karikatür yayımcılığı önemini yitirmeye mi başlıyor? Görülen o ki, artık gazete, dergi yayınlamak için büyük tesislere gereksinim vardır. Bu tesisleri kurmak büyük sermaye istiyor. O nedenle gazeteler el değiştiriyor, büyük holding sahipleri tüm gazeteleri satın alıyorlar. Birden fazla gazete ve dergi aynı holdingin çatısı altında çıkıyor. Sermaye sahipleri yönetimle, yöneticilerle iyi geçinmek isterler. Gazetelerin yayın politikaları da buna parelel olacaktır. Karikatürcülerin siyasal konulardaki özgürlüğü yavaş yavaş kayboluyor. Gazetelerdeki temel anlayış; çarpıcı bir manşet, bol ve büyük fotoğraflar, heyecan yaratıcı haberler ve eğlendirici yazılara dönüşüyor. Böyle olunca da karikatürün ve karikatürcünün etkinliği yavaş yavaş azalmaya başlıyor. Karikatürcülerden daha yumuşak, daha eğlendirici konulara yönelmeleri isteniyor.

Umarım bu gidiş, Türkiye’de önemli görevler üstlenen ve dünyada adını duyurarak çeşitli başarılara imza atan Türk karikatürcülerini yılgınlığa düşürmez.

* 7. Uluslararası Ankara Karikatür Festivali Sempozyum Bildirisi, 4-8 Mayıs 2001 The British Council Ankara.