ÖzgeçmişÇalışmalarÖdüllerFavori LinklerBiographyHome

GAZETE KARİKATÜRCÜLÜĞÜ ve GELECEĞİ *

Atila ÖZER

Ülkemizde ve dünyada karikatürler çizilmekte, sergilenmekte, gazetelerde dergilerde basılmakta, ancak karikatür üzerine teorik tartışmalar pek fazla yapılmamaktadır. Böyle bir eksikliği gideren Ankara Alman Kültür Merkezi ve Karikatür Vakfı yöneticilerine, öncelikle teşekkür ediyorum.

Karikatür; çizildikten sonra izleyiciye ulaşabilmesi için çoğaltılması gereken bir grafik türüdür. Ne kadar fazla kişiye ulaşabilirse, mesajını da o kadar çok alıcıya iletmiş olacaktır.

Bu iletişimi sağlayan en iyi araçlardan birisi gazetedir.

Gazetenin ilk kez matbaa makinesinde yayınlanması bir alman olan Johannes Gutenberg sayesinde olmuştur.

Karikatür sanatının, gazeteye büyük ve önemli katkılarının yanında basının da karikatürün yaygınlaşmasında önemli rolü olmuştur. Bu nedenle karikatürün tarihi, basının tarihiyle yakından ilgilidir. Gazete okuyucusu karikatürü hiç dışlamamıştır. Karikatür, gazetenin kamuoyu üzerindeki etkisini hep olumlu yönde etkilemiştir.

Günümüzde karikatürsüz bir basın düşünülmemektedir. Ondokuzuncu yüzyılın ortalarına kadar, karikatürsüz yayınlanan gazeteler, renksiz, kuru sanki bir eksik ile okuyucuya ulaşıyordu. 1796 yılında yine bir alman olan Senefelder tarafından Litografi (Taş Baskı)’nın keşfinden sonra karikatürün yayın olanağı sağlanmıştır. Dünyada öncelikle İngiltere’de “political cartoon” ve A.B.D.’de “editorial cartoon” denilen siyasal karikatürler düzenli olarak gazetelerde yayınlanmaya başlamıştır. Ancak asıl yaygınlık fotoğraf ve film endüstrisinin gelişimiyle sağlanmıştır. Karikatürün orijinalini çinko tabakalar üstüne, istenen büyüklükte asitle kazıyarak ucuz ve aslına uygun çoğaltma sağlanmış tramlarla görüntüde zenginleştirmelere de ulaşılmıştır. Ardından tipo,tifdruk, ofset ve serigrafi teknikleri, bugünkü sonucun elde edilmesini sağlamışlardır.

Günlük gazetelerde karikatürün önemli işlevleri vardır. Bunların başında, elbette haber verme gelmektedir. Siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik, sanatsal, felsefi, edebi ve psikolojik aktüalite karikatürlere hep yansımış ve bu konulara güncel yorumlar getirmiştir. Bu da geniş anlamda haber verici bir niteliktir.

Bunun dışında karikatürün; eğlendirme, eğitme, tabuları yıkma, karşı çıkma, estetik kaygı gibi işlevleri de vardır.

Bu işlevlerin hem gazete yöneticileri, hem de okuyucular tarafından kabul görmesi elbette kendiliğinden olmamıştır. Zaman içerisinde sıkıntılar çekilmiş, engeller oluşmuştur.

Bir gazete karikatürcüsünün en az bir gazete yazarı kadar olayları, ülkenin sosyal, politik gidişatını izlemesi, kültürel birikime sahip olması gerekmektedir. Cumhuriyet gazetesi çizeri Ali Ulvi Ersoy bu konuda şöyle demektedir: “Bugün gazete karikatürcüsünün ortak özelliği nedir, ya da ne olmalıdır? Gazete karikatürcüsünün çok okuması gerek. Bu sav herkes için doğru olduğu gibi gazete çizeri için daha da çok doğrudur. Haberleri sonuna kadar okuyacak, o haberleri olayların gelişimini canlı tutmak için önceden konuyla ilgili arşiv oluşturacak, konu ekonomiyse ekonomi, bilimse bilim, siyasetse siyaset üzerine kitaplar okuyacak. Türlü düşünce akımlarından haberli olacak. Felsefe, tarih, edebiyat, şiir, tüm sanatların yakınında olacak. Çünkü birgün karikatürünü çizerken bütün bu alanlara başvurma olasılığı hep vardır”(Topuz,1986).

Ali Ulvi Ersoy, gazete çizerinin çok okuması gerektiğini söylerken, okuyucusunun ortak karikatür anlayışından kopmadan, çağdaş karikatür sanatının geliştirdiği ölçütlerden özveride bulunmadan işini yapmak zorunda olduğunu söylemektedir. Sanatçının “ortalama okuyucunun beğenisine uyması kendisini zorluğa, yalnız çağdaş karikatür sanatının ilkelerine uyması da kendisini okuyucusuzluğa mahkum eder” demektedir.

Günlük gazete karikatürcüsü, her gün belli saatte karikatürünü gazeteye vermekte ve bu diğer gazete çalışanlarının görevleri gibi sürüp gitmektedir. Karikatürcüden hergün en güçlü, en güzel, en anlamlı karikatürü çizmesi istenmez. Tıpkı köşe yazarından her gün ses getirecek, kamuoyunu sarsacak bir yazı beklenmemesi gibi.

Günlük bir gazetede karikatürcüler, sanatlarını dört türde uygulamaktadırlar. Bunlar; Gülmece Deseni, Karikatür, Bant Karikatür ve Çizgi Öykü’dür.

  • GÜLMECE DESENİ: Gazetelerde haber, fıkra, öykü, röportaj ya da herhangi bir araştırma yazısını süslemek için (karikatür çizgisiyle) yapılan desenler bu gruba girmektedir.

    Başlıbaşına bir anlam ifade etmemekle birlikte yazıya destek veren bir konumdadır. Bazı kaynaklar bu türe “Vinyet” adını vermektedirler.

    Karikatürün gazeteye girmesinin ilk yıllarında Cemal Nadir Güler, Cumhuriyet gazetesinde günlük karikatür ve yanı sıra Burhan Felek’in her pazar yayınlanan mizah öykülerini de karikatür çizgileriyle görselleştirmekteydi. Bu desenler yazının içeriğine uygun bir sahneyi anlatmak amacıyla yazının uzunluğuna göre bir ya da birden fazla yapılabilmektedir.

  • KARİKATÜR: Buna tek kare karikatür de denmektedir. Günlük bir olayın, bir düşüncenin bir kare içinde mizahsal yorum yapmak adına çizilmesi şeklindeki karikatürler bu gruba girmektedir. En çok kullanılan ve hemen her gazetede görülen bir türdür. Gazete karikatürü denince ilk akla gelen de budur.

    Günlük gazete karikatürcüsü siyasal, sosyal ya da günlük olayları kendi anlayış ve yorumuna göre çizip okuyucuya ulaşmak ister. Bu karikatür yazılı ya da yazısız olabilmektedir. Ülkemizde ilk yıllarda yazısı bol karikatürler çizilmekte iken günümüzde yazıdan olabildiğince arındırılmıştır. Ancak bu kesin bir kural değildir. Gerekli ise yazı da kullanılabilmektedir.

    Türkiye’de günlük gazete karikatürü Cemal Nadir Güler’le 1928 yılında başlamıştır. Daha önce de gazetelerde karikatürler görülmüştür, ancak bunlar süreklilik göstermemişlerdir. 1928 yılında Türk basını latin harfleriyle yayınlanmaya başlayınca, henüz bu harflere alışmamış halk gazete alımlarını azaltmış, buna paralel olarak gazeteler yeni okuyucu elde etmek için çareler aramışlardır. O günlerde Bursa’da oturan Cemal Nadir’e Akşam gazetesi Başyazarı Necmettin Sadak İstanbul’a gelmesini ve Akşam’da günlük karikatürler çizmesini önermiştir. Cemal Nadir bunu kabul etmiş ve gerçek bir başarı göstermiştir.

    Cemal Nadir Güler günlük gazete karikatürünü ülkemizde yerleştirirken, karikatür sanatına da önemli katkılarda bulunmuştur. Karikatür, önceleri alt yazısı bol ve resim etkisinde bir yapıda iken Cemal Nadir’le özgün ve sade çizgisine kavuşmuş, yazıdan da oldukça arındırılmıştır.

    Karikatür sanatı Türkiye’de geliştikçe, yeni çizerlerin de ortaya çıkması kaçınılmaz olmuştur. “1950 Kuşağı” adı verilen Ferruh Doğan, Ali Ulvi, Semih Balcıoğlu, Turhan Selçuk, Nehar Tüblek, Bedri Koraman ve Mim Uykusuz gibi isimler Türk basınının odak noktası olan Babı Ali’de karikatür çizmeye başlamışlardır. Bu grup 1943-1946 yılları arasında ilk karikatürlerini yayınlamış 1950 li yıllarda ustalaşarak gazete ve dergilerde kendilerine yer edinmişlerdir.

    Cemal Nadir, Akşam gazetesinden Cumhuriyet gazetesine geçtikten sonra Akşam’da bir karikatürist eksikliği hemen hissedilmiştir. Akşam gazetesi o yılların önemli bir gazetesidir. Sadece İstanbul’da satılmasına karşın 25.000 dolayında tiraja sahiptir. Akşam gazetesinin karikatürcü eksikliğini Semih Balcıoğlu doldurmuştur. Balcıoğlu da günlük gazete karikatürcüsü olarak başarılı bir deneyim kazanmıştır.

    1950 Kuşağı, doksanlı yıllarda hala gazetelerde karikatürler çizmektedir. Ancak gençler de bu kuşağın boşalttığı alanlarda hemen kendilerine bir yer bulmaktadırlar.

    Cemal Nadir Güler; Akşam ve Cumhuriyet gazetelerinde, Semih Balcıoğlu; Akşam, Vatan, Dünya, Hürriyet, Ulus, Politika, Tercüman, Bulvar gazetelerinde, Ali Ulvi Ersoy; 1950 yılından bu yana Cumhuriyet gazetesinde, Şevki Çankaya; Hürriyet gazetesinde, Orhan Ural; Son Posta, Tanin, Vakit, Haber, Tasvir ve Tercüman gazetelerinde, Zahir Güvemli; Haber, Vakit gazetelerinde, Münif Fehim; İkdam, Vakit, Son Posta gazetelerinde, Ratip Tahir Burak; Hürriyet, Yeni Sabah, Ulus gazetelerinde, Nehar Tüblek; Son Posta, Dünya, Akşam, Yeni Gazete, Hürriyet ve Günaydın gazetelerinde, Mim Uykusuz; Dünya, Ulus, Gün gazetelerinde, Turhan Selçuk; Yeni İstanbul, Milliyet, Akşam, Cumhuriyet gazetelerinde, Ferruh Doğan; Cumhuriyet, Milliyet, Yeni İstanbul, Vatan, Akşam, Dünya ve Ulus gazetelerinde, Sururi Gümen; Hürriyet gazetesinde, Bedri Koraman; Vatan ve Milliyet gazetelerinde, Suat Yalaz; Tercüman, Akşam, Yeni İstanbul gazetelerinde, Cafer Zorlu; Hürriyet, Milliyet, Tercüman gazetelerinde, Altan Erbulak; Hergün, Vatan, Yeni Sabah, Milliyet gazetelerinde, Murat Kürüz, Salih Memecan; Sabah gazetesinde, Raşit Yakalı; Yeni Asır, Dünya gazetelerinde, Erdoğan Özer; Demokrat İzmir ve Ekspres gazetelerinde, Ercan Akyol,Haslet Soyöz; Milliyet gazetesinde, Tan Oral; Cumhuriyet gazetesinde günlük karikatürler çizmişler ve çizmektedirler.

    İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük kentlerin dışında yerel gazetelerde de günlük karikatürler az da olsa görülmektedir. Oğuz Turan; “Basında Çizgi Sanatı” adını verdiği albümünün özgeçmiş yazısında, Anadolu’da günlük karikatür çizen ilk sanatçı olarak kendini göstermiştir. Turan, 1946 yılında Mersin’de oyma yöntemiyle karikatürlerini muşambalar üzerine kazıyarak gazetelerde karikatürler yayınladığını belirtmektedir. Eskişehir’de Pertev Ertün yıllardan beri Sakarya gazetesinde günlük karikatürler çizmektedir.

    1950 yılında Yeni İstanbul gazetesinde günlük karikatürler çizmeye başlayan Turhan Selçuk, Milliyet gazetesinde hala bu çalışmasını sürdürmektedir. Turhan Selçuk, gazete karikatürü konusunda şu görüşleri öne sürmektedir.“ Çoğu kez olayların içinde, yönelişinde mizahi bir eğilim, mizahi bir unsur, mizahi bir çelişki bulup çıkarmak olasıdır ve bunu uğraş edinmiş kişiler için kolaydır. Bu mizahi eğilim ya da çelişkiyi yakaladıktan sonra çizgilemek de yeterlidir.

    Ama bu yol, daha çok hergün bir konu ile okuyucu karşısına çıkmak zorunda olan çizerlerin çoğunlukla seçtiği kolay yoldur. Benim sevdiğim yol, kendine özgü dünyası ve bakış açısı içinde insanları, olayları bir düşünür, bir psikolog, bir felsefeci, bir eleştirici gibi izlemek,incelemek, irdelemek, kendi gerçekçi ve devrimci dünya görüşü doğrultusunda bir sonuca vardıktan sonra, kişileri olumlu ve doğru olana yöneltecek eleştiriyi sunarken, mizahi fikrini ve söylediğini sarsıcı, etkileyici, vurucu bir şekilde çizgiye dönüştürmektir. Zor olan da budur “diyor (Selçuk,1979).

    Günlük gazete karikatürleri, her gazetenin kendi anlayış ve değerlendirişine göre gerek büyüklük ve gerekse gazetedeki yeri açısından farklı şekillerde okuyucularına sunulmaktadır. Bazı gazeteler birinci sayfa, bazıları üçüncü sayfa, bazıları da daha değişik sayfaları yeğlemektedir. Ali Ulvi, Bedri Koraman, Salih Memecan gibi çizerler çalıştıkları gazetelerin birinci sayfalarında çizmektedirler. Tan Oral, Cumhuriyet gazetesinin son sayfasında, Musa Kart beşinci sayfada, Haslet Soyöz Milliyet gazetesinin onbirinci sayfasında, Turhan Selçuk onikinci sayfada, Ercan Akyol onüçüncü sayfada çizmektedir. Ancak en etkili sayfa elbette birinci sayfadır. Ayrıca spor karikatürlerinin de spor sayfaları içinde yeralması doğaldır.

    Gazetede karikatüre verilen önem, kapladığı yerin büyüklüğü ile de ilgilidir. Turhan Selçuk’un “Söz Çizginin” başlığı ile yayınlanan karikatürleri dört sütuna 14 cm., Haslet Soyöz’ün “Çizgiyle” adını verdiği karikatürleri dört sütuna 12.5 cm. büyüklük ile yayınlanmaktadır. Bu tür karikatürlerin dikkati çekme açısından daha etkili olabilmesi için çerçeveli olarak yayınlanması uygun olmaktadır.

  • BANT KARİKATÜR: Batılıların “strip” adını verdikleri bu tür, bir karede tamamlanamayan karikatürleri kapsamaktadır. İki, üç zaman zaman daha çok kareden oluşan bant karikatürlerin ilk kareleri olayın hazırlayıcı bölümünü oluşturmakta, asıl vurucu espri son karede verilerek karikatür tamamlanmaktadır.

    Bant karikatür batıda ilk önce 1887 yılında Henry Mayo tarafından çizilmiştir. Zaman içerisinde gelişen bant karikatür çeşitli ajanslar tarafından Türkiye’ye getirilip gazetelere dağıtılmış ve oldukça ilgi toplamıştır. Fatoş, Güngörmüşler, Hasbi Tembeller, Maruf Bey gibi örnekler türkçeleştirilmiştir.

    Yerli bant karikatürlerin ilk örneklerinin Cemal Nadir’le başladığını görüyoruz. Amcabey, Akla Kara, Dalkavuk, İyimserle Kötümser, Yeni Zengin ismini verdiği bantları Türk okuyucuları tarafından hemen benimsenmiştir. Bunların bir kısmı yazılı, bir kısmı da yazısız örneklerdir.

    Osman Filiz; Efkar Bey (Tercüman-1957), Nihat Bali; Küçük Vali (Yeni Sabah-1955), Mim Uykusuz; Hoca Diyor ki (Dünya-1952), Mıstık; Taş Devri (Vatan-1957), Sururi Gümen; Can Baba (Hürriyet-1952), Sezgin Burak; Bizimkiler (Hürriyet-1964...),Tonguç Yaşar; Memetle Memet (Ulus-1958), Vehip Sinan; Cin Ali (Yeni İstanbul-1964), Altan Erbulak; Cafer ile Hürmüz (Yeni Sabah-1955) (Levent Cantek’in Çizgi Roman Serüveni adlı yazısından alınmıştır) gibi pekçok bant karikatürcüler Türk gazetelerinde çalışmışlardır. Günümüzde İsmail Gülgeç, Kamil Masaracı, Behiç Ak, Semih Poroy, İ.Bülent Çelik, Haslet Soyöz, Nuri Kurtcebe, Engin Ergönültaş, Ali Galip Altunçul, Piyale Madra, Kemal Gökhan Gürses gibi imzalar gazetelerimizde görülmekle birlikte pek çok yabancı bant çevirileri de yerlerini korumaktadırlar.

    Bütün bu çabalar, gazete satışlarını artırmak için yenilik arayışlarının karikatür cephesindeki görünümlerindendir. Önceleri gazete içerisinde siyah-beyaz, hafta sonu eklerinde renkli olarak boy gösteren bantlar, basım teknolojilerinin gelişmesiyle günümüzde hem gazete içinde hem de hafta sonlarında çok renkli olarak serüvenlerini sürdürmektedir.

  • ÇİZGİ ÖYKÜ, ÇİZGİ ROMAN: Kısa bir öykünün ya da romanın karikatür çizgileriyle baştan sona sanki bir kamera ile çekiliyormuşcasına oluşturulan karikatürler bu gruba girmektedir.

    1880’li yıllarda bir metni süsleyen resimler dizisi olarak A.B.D.’de ortaya çıkmıştır. Daha sonra şahısların ağzından çıkan sözlerin, balonlar içerisinde yazılması bugün uygulanan türün oluşmasını sağlamıştır. Öncelikle mizahi öyküler işlendiği için, bunlara “comics” adı verilmiştir.

    Çizgi öykünün ilk ülkesinin A.B.D. olmasına karşın, sonraları Belçika ve Fransa bu işi daha ileriye götürerek bir patlama yapmışlardır. Hem küçüklerin, hem de büyüklerin severek okudukları çizgi öyküler, sanatsal değeri olan konuma ulaşmış, güneybatı Fransa’da Angouleme kentinde bir de çizgi öykü müzesi açılmıştır. Bu kentte her yıl çizgi öykü fuarları yapılmakta, hükümet parasal destek vermektedir. Ayrıca bu sanatın gelişmesi ve yeni sanatçıların yetişmesi için Angouleme’de “ Çizgi Öykü Sanat Okulu” da öğretim yapmaktadır. Belçika’lı Herge’nin çizdiği “Tenten”in ulusal kahraman olduğunu belçika’lılar kadar fransızlar da kabul etmektedirler. Herge adıyla bilinen Georges Remi öldüğü zaman Fransa’da ulusal yas tutulmuştur.

Larousse Ansiklopedisi’nde, Türkiye’de ilk çizgi romanın Salih Erimez tarafından 1935 yılında Akşam gazetesinde çizildiği belirtilmektedir. İlk çizgi roman çevirisi ise “Çocuk Sesi” dergisinde yayınlanan “Baytekin Meçhul Dünyalarda” (Alexander Raymond-1935) adlı romandır.

Altan Erbulak, “Delikır ile Kırmızı Başlıklı Seyirci” adlı anı kitabında çizgi roman yayınlarının Türkiye’de başladığı ilk yıllarla ilgili bir anısını şöyle aktarmaktadır:”Çocuk Sesi dergisinde resimli roman kopyacısı olarak işe başladım. Baytekin romanının orijinali üzerinden kopye ediyordum. Bizim romanın kahramanı Baytekin ile karısı Bayan Yıldız, her serüvende bir çocuk sahibi olmak isterler ama olamadan roman biterdi. Bir gün kafam bozuldu. Önümde de romanın son bölümü var ve bizim kahramanlar yine çocuk sahibi olamadan roman bitiyor. Kimseye çaktırmadan tuttum romanın sonunu değiştirdim. Onları bir güzel çocuk sahibi yaptım, çocuklarının adını da Bayçetin koydum. Romanın sonundaki dört karenin değiştiğini kimse farketmemişti bile.”

Çizgi öykü ve romanların gazetelere okuyucuyu çektiği anlaşılınca yerli kahraman ve serüvenlerin de olması gerektiği Abdi İpekçi’yi 1955 yılında harekete geçirmiştir. Bedri Koraman’ın “Cici Can”ı o düşüncenin ardından Milliyet gazetesinde yayınlanmaya başlamıştır. Daha sonra Abdi İpekçi’nin ısrarı üzerine Turhan Selçuk da “Abdülcanbaz” adıyla bir çizgi öyküye başlamıştır. 1957 yılında Milliyet gazetesinde öyküsü Aziz Nesin tarafından yazılan ve Turhan Selçuk tarafından çizilen “Abdülcanbaz”ları, bir süre de Rıfat Ilgaz yazdıktan sonra Turhan Selçuk hem yazmış, hem de çizmiştir. “Abdülcanbaz” serüvenleri okur tarafından çok sevilmiş ve bu yüzden onbeş yıl yayını sürmüştür. Tüm öyküler ciltler halinde ayrıca yayınlanmış, tiyatroya da uyarlanarak hem 1972 de hem de 1994 te sahneye konulmuştur. “Abdülcanbaz”ın serüvenlerini uzun aradan sonra Milliyet’te yeniden görmekteyiz.

Tanınmış çizer Oğuz Aral’ın “Hayk Mammer” (Yeni Sabah- 1956) ve “Köstebek Hüsnü” (Akşam-1962) adında gazetelerde yayınlanınca beğeni toplayan çizgi öyküleri,daha sonra mizah dergilerinde de sürmüştür.

Genç kuşak çizerlerinden Necdet Şen (Hürriyet) ve Kemal Gökhan Gürses’in Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan çizgi öykülerini de unutmamak gerekmektedir.

SONUÇ

İnsanlar okumaktan çok bakmaya eğilimlidirler. Dünyada bakabilen insanlar, okuyabilenlerden her zaman daha çok olmuştur. Televizyonun geliştiği, kanalların alabildiğine çoğaldığı bir ortamda gazeteciliğin sıkıntıları artmaktadır. Çünkü haberleri hem daha hızlı ve hem de daha yakından canlı olarak insanlara ulaştıran TV; gazetenin en önemli işlevini yerine getirmektedir. İşte böyle bir durumda, gazetedeki karikatürler bir parça da olsa “ayırıcı” özellik sayılırlar. Çünkü karikatürcünün yaptığı sadece haber verme değil, olayı mizahi gözlükle yorumlama, bir başka açıdan bakmadır. Sanıyorum gazetelerdeki karikatür kullanımı gazeteler oldukça sonsuza kadar sürecektir.

KAYNAKÇA

CANTEK, Levent. Çizgi Roman Serüveni. Karikatür Dergisi, s:12-13, Ankara 1994.

ERBULAK, Füsun, Altan. Delikır ile Kırmızı Başlıklı Seyirci, Güneş Yayınları, İstanbul 1989.

SELÇUK, Turhan. Söz Çizginin. Milliyet Yayınları, İstanbul 1979.

TOPUZ, Hıfzı. İletişimde Karikatür ve Toplum. Eskişehir 1986.

TOPUZ,Hıfzı. 50 Yılın Dünya Karikatürü 1935-1985. Milliyet Sanat Dergisi Eki, İstanbul 1985.

TURAN, Oğuz. Basında Çizgi Sanatı. Gazeteciler Cemiyeti Yayını, Ankara 1975.

* “Türk Alman Karikatür Buluşması” adlı programda yer alan Sempozyum Bildirisi, Alman Kültür Merkezi Ankara / 15-18 Mart 1996.